Ekonomi-PiyasalarSon Dakika Gelişmeleri

Robotlar nüfus azalması ve işsizlik ikilemini yeniden tanımlıyor

Robotlar meselesi yalnızca atölye verimliliği değil yarının ev halkı hesabını da kurcalıyor. Doğurganlık düşerken yaşlılık yükseliyor, korku ile icat aynı koridorda yürüyor. Kimileri felaket bekliyor kimileri çare görüyor. Okur satırların arasında hem sayıları hem ruh halini hem de yasal boşluğu hissedecek. Merak büyüdükçe perde aralanıyor.

Robotlar tartışması dünya nüfusunun gerilemesi ile Yapay Zekâ (YZ) kaynaklı işsizlik korkusunu aynı masaya oturtuyor. Thomas Malthus gıda kıtlığı kehanetinde yanılmış, Jean-Jacques Rousseau (JJ Rousseau) kuşağının iyimserliğine karşı durmuştu. Kadın başına doğum 2,1 altına inince Macaristan örneğindeki gibi azalma cebirselleşir, Çin’in 1,4 milyarlık ölçeğinde de aynı eğri görünür. Batı işgücü açığını göçle doldurmuş, Almanya’daki Türk işçiler bunun bilinen örneği olmuştur. Yazıda nüfus matematiği, Malthus yanılgısının dersleri, insansız üretimin sektörlere etkisi ve sayım hukukunun sınırları işlenecektir. Okur böylece hem doğurganlık eşiğini hem 4,6 milyon aktif makine gerçeğini hem de vatandaşlık tartışmasını birlikte görecektir.

Nüfus matematiği ve işgücü açığının yeni yüzü

Bu noktadan sonra bakış, doğurganlık eşiğinin neden cebirsel bir sonuç ürettiğini ve açığın neden yalnızca göçle kapanmadığını daha yakından kurcalamaya yöneliyor. Ülke ölçeğinde nüfus kaybı yeni bir keşif değildir ve özellikle eski planlı ekonomilerin bulunduğu Doğu Avrupa’da uzun süredir izlenir. Kadın başına doğum 2,1 altına indiğinde yenileme durur, mutlak azalmanın takvimi ise doğuşta beklenen ömrün uzamasına göre kayar. Macaristan’da 1960’ta eşik 2’nin altına inmiş, sonra 1,6 dolayına gerilemiş ve bu seyir bugünün gelişmiş ülkelerinde tekrarlanmıştır. İşgücü açığı Batı’da yıllarca göçmen emekle doldurulmuş, Almanya’daki Türk işçiler üretimi ayakta tutan bilinen bir örnek olmuştur. Son dönemde entegrasyonu zayıf, kamu yükü yüksek göç pratikleri bu çözümü zorlaştırmış ve toplumlar yeni bir denklem aramıştır. Denklemin diğer yanında insansı makineler durur çünkü aynı açığı insan yerine de doldurabilirler.

Kamuoyunda Robotlar ile nüfus eğrisi yan yana konunca korku iki koldan büyür. Bir kol yaşlı bakımı için insan kalmayacağını söyler, öteki kol YZ’nin işleri silip süpüreceğini iddia eder. İki korku aynı anda doğruymuş gibi durur ama aynı anda yönetilebilir de. Yönetilebilirlik, açığı kim doldurursa doldursun üretimin durmamasına bağlıdır. Durmayan üretim vergi tabanını, emekli maaşını ve sağlık hizmetini taşır. Taşıyamayan sistem ise doğurganlık sloganıyla değil verimlilikle nefes alır. Nefes alan sistem, azalan nüfusu felaket gibi değil dönüşüm gibi okur.

Gelişmiş ülkelerin ortak tablosu otomatik emek birimleri devreye girmeden önce göçe dayanıyordu ve bu dayanma toplumsal gerilim üretti. Gerilim, işgücü ihtiyacını inkâr etmez ancak ihtiyacın nasıl karşılanacağını tartışmaya açar. Tartışma yalnızca kimlik üzerinden yürürse atölyedeki boş kadro dolmaz. Dolmayan kadro tarlada, şantiyede, hastanede ve lojistikte aynı anda hissedilir. Hissedilen açık, ücretleri kısa süre şişirir sonra sistemi tıkar. Tıkanan sistem ya daha fazla göç ister ya daha fazla otomasyon. Otomasyon tercih edildiğinde nüfus matematiği artık yalnızca doğumla yazılmaz.

Malthus yanılgısından çıkarılan çağdaş dersler

Tarihin karamsar sahnesinde Robotlar yokken bile gıda felaketi beklenmiş ve bekleyiş boşa çıkmıştı. Malthus, artan ağızların ekmeği yetmeyeceğini söylemiş, mutluluğun azalacağını öngörmüştü. Öngörü feci biçimde yanıldı çünkü tarım tekniği nüfustan hızlı büyüdü. Yanılgının kökünde yarını bugünün aletiyle ölçmek vardı. Bugünün aleti yarının sorununu taşıyamaz, yörünge doğrusal değil parabolik akar. Her sorun bir ihtiyaç doğurur, her ihtiyaç bir icat çıkarır. İcat çıktığında dünkü kehanet arşive kalkar.

Çağdaş karamsarlık yapay zekâlı işçiler görünür olunca yön değiştirdi ve artık artış değil azalış felaket sayıldı. Azalışta yaşlı oranı yükselecek, bakım verecek el bulunamayacak denildi. Denilen şey istatistik olarak doğru, sonuç olarak eksiktir çünkü bakım elinin insan olması zorunlu değildir. Zorunluluk sanısı, çözümsüzlüğü sorun gibi göstermeye yarar. Çözümsüz görünen şey çoğu zaman henüz icat edilmemiş araçtır. Araç belirdiğinde kötümserlik gerçekçilik değil bir ruh hali olarak kalır. Ruh hali politika olursa toplum icadı geciktirir.

Malthus’un kişisel duruşu Robotlar çağında da tekrarlanır çünkü bilgili kişi bazen uyanık değil temkinli karamsardır. Temkinli karamsar, babasının ve Rousseau’nun iyimserliğine karşı durur gibi bugünün mucidine karşı durur. Karşı duruş veriyi yok etmez yalnızca yorumu karartır. Kararan yorum, 1,4 milyarlık Çin’de doğurganlık düşerken robot yatırımlarının neden hızlandığını göremez. Göremeyen göz, Güney Kore ve Japonya’nın yaşlı toplumlarında otomasyonu neden milli politika yaptığını da kaçırır. Kaçırılan politika, korkuyu bilgi sanır. Bilgi sanılan korku ise icadı geciktirir.

Dersler mekanik emek gücü konuşulurken hâlâ geçerlidir ve birinci ders yarının işinin bugünün yasasıyla çözülemeyeceğidir. İkinci ders, işsizlik eğrisinin sonsuza kadar aynı eğimle tırmanmayacağıdır. Üçüncü ders, yaşlı bakımının bir ihtiyaç olarak yeni cihazlar doğuracağıdır. Dördüncü ders, çözülemeyen sandığımız açığın aslında henüz adlandırılmamış bir mühendislik işi olduğudur. Beşinci ders, karamsarlığın ahlaki üstünlük sağlamadığıdır. Sağlamayan üstünlük, seçmeni korkutur yatırımcıyı durdurur. Duran yatırım, korkulan işsizliği kendi eliyle büyütür.

Otomasyon tartışmasında otonom üretim araçları devreye girdikçe Malthusçu refleks yeniden ürer ve her yeni makine bir kıyamet haberi gibi okunur. Okuma, tarım devriminde de tezgâh devriminde de tekrarlandı. Tekrarlanan korku, uzun vadede refahı durdurmadı. Durdurmayan korku yine de siyaseten işe yarar çünkü kısa vadeli oy üretir. Oy üreten korku, uzun vadeli eğitimi ve geçiş fonlarını geciktirir. Geciken geçiş, işini kaybeden insanı makinenin karşısına düşman gibi diker. Düşmanlık ise hem teknolojiyi hem demokrasiyi yorar.

Sektörlerde insansız üretim ve emek piyasası

Sanayi hattında boşalan vardiya, tarladaki ırgat eksiği ve şantiyedeki usta kıtlığı aynı anda konuşulunca tablo büyür. Tablo büyüdükçe tek bir göç kararı yetmez. Yetmeyen karar, ulaşım, iletişim, tıp ve bütün hizmet kollarında da tekrarlanır. Tekrarlanan açık, ücreti geçici şişirir sonra kaliteyi düşürür. Düşen kalite yaşlı toplumda daha pahalıya mal olur. Pahalı mal olan hizmet, bütçeyi kemirir. Kemirilen bütçe doğum teşvikinden önce otomasyonu zorunlu kılar.

Atölyede ve sahada Robotlar insan işini daha istikrarlı ve daha ucuza yapabildiğinde ilk etkilenen sektör imalat olur. İmalatı tarım izler çünkü mevsimlik işgücü en kırılgan kalemdir. İnşaat tehlikeli işlerde kaza primini düşürmek için otomasyona yönelir. Ulaşım sürücüsüz lojistikle mesai sınırını aşar. Tıp tanı ve bakımda insan hekimi yok etmez, tekrarlayan işi ondan alır. Hizmetler ise resepsiyondan depo yönetimine kadar aynı yolu yürür. Yürünen yol, istihdamı silmek değil niteliğini kaydırmaktır.

Kaydırılan istihdamda Robotlar sayısının bugün 4,6 milyon aktif birimde durması henüz başlangıçtır. Başlangıç, Çin, Güney Kore ve Japonya’nın hem geliştirmede hem kullanımda önde olmasından okunur. Önde olan ülkeler yaşlılık eğrisini en erken görenlerdir. Gören göz, makineyi nüfus ikamesi gibi konumlandırır. Konumlandırma, fabrikada verim, evde bakım, tarlada hasat olarak üç koldan yürür. Üç kolun ortak etkisi işsizlik korkusunu büyüttüğü kadar bakım krizini de küçültür. Küçülen kriz, emekli sisteminin nefes almasını sağlar.

Sektörel düzlemde insanımsı sistemler yayıldıkça sendika, meslek odası ve sosyal güvenlik aynı anda yenilenmek zorunda kalır. Yenilenmeyen güvenlik, işini kaybeden orta yaş çalışanı koruyamaz. Korunamayan çalışan otomasyona düşman kesilir ve siyasi direnç büyür. Büyüyen direnç yatırımı geciktirir, geciken yatırım rakip ülkelere kayar. Kayan yatırım evdeki işsizliği azaltmaz artırır. Artış, alınacak önlemlerin başında geçiş eğitimi, kıdem tazminatı fonu ve makine vergisinin insan hesabına bağlanması gerektiğini gösterir. Gösterilen önlem, makineyi cezalandırmak değil insanı düşürmemek içindir.

Sayım hukuku vatandaşlık ve toplumsal denge

İstatistik büroları henüz çelik bedeni vatandaş yazmazken Robotlar fiilen üretimin parçası haline geldi. Hale gelen üretim, gayrisafi hasılada görünür, nüfus cüzdanında görünmez. Görünmeyen varlık, işgücü açığını kapatır ama seçmen sayısını artırmaz. Artmayan seçmen, vergi ve temsil tartışmasını yeni baştan açar. Açılan tartışma şaka gibi dursa da ciddi bir hukuk boşluğudur. Boşluk doldurulmazsa makine çalışır, istatistik susar. Susan istatistik, yaşlanan toplumu olduğundan daha çaresiz gösterir.

Toplumsal denge yapay işgücü resmi kayda girmeden önce de sarsılır çünkü insan emekçi makineyle kıyaslandığını hisseder. His, ücret pazarlığını sertleştirir. Sertleşen pazarlık kısa süre insan lehine işler sonra işi tamamen makineye kaydırır. Kaydırılan iş geri gelmez. Gelmeyen iş, eğitim sisteminin meslek liselerini ve yüksekokulları yeni becerilere çevirmesini şart koşar. Şart yerine gelmezse genç işsizlik yaşlı bakımsızlığıyla aynı anda büyür. Aynı anda büyüyen iki yara, göç tartışmasını da otomasyon tartışmasını da zehirler.

Vatandaşlık düşüncesi ciddileşirse hak değil işlev konuşulmalıdır. İşlev üreten varlık sayılır, oy kullanan varlık ayrı tutulur. Ayrı tutulan çizgi, hukuku bilimkurgudan korur. Korunan hukuk, sigorta primini makine saatine bağlayabilir. Bağlanan prim, işini kaybeden insana gelir taşır. Taşınan gelir, tüketimi ayakta tutar. Ayakta duran tüketim, makinenin ürettiği malın alıcısını da korur.

Sayım yöntemini değiştirmek abartı değil dürüstlüktür çünkü üretim artık yalnızca nefes alan bedenle yapılmamaktadır. Yapılmayan dürüstlük, 2,1 eşiğini tek gerçek gibi dayatır. Dayatılan eşik, aileyi baskılar, kadını politika nesnesi yapar. Nesneleşen hayat, doğurganlığı yükseltmez. Yükselmeyen doğurganlık yanında yükselen otomasyon varsa ülke küçülmez dönüşür. Dönüşen ülke, insanı çoğaltamasa da refahı çoğaltabilir. Çoğalan refah, azalan nüfusu yönetilebilir kılar.

Alınacak önlemlerin üçüncü halkası uluslararası standarttır çünkü robot stoğu Çin’de başka, Avrupa’da başkadır. Başka stoklar aynı gümrük birliğinde haksız rekabet üretir. Üretilen rekabet, emeği ucuz ülkeye değil ucuz makineye kaydırır. Kaydırma kaçınılmazsa kuralı erken yazan kazanır. Kazanan kural, makineyi kayıt altına alır, insanı sigortalar, göçü seçmeli hale getirir. Seçmeli göç ile seçmeli otomasyon birlikte yürürse toplum ne kapıyı sonuna kadar açmak zorunda kalır ne de atölyeyi karartır. Kararmayan atölye, derdini veren dermanını da verir sözünü bu çağın diline çevirir.

Son tahlilde dünya hem daha az bebek hem daha çok makine ile aynı yüzyılı yaşamaktadır ve bu ikili görünüş çelişki değil yeni aritmetiktir. Yeni aritmetik, Malthus’un ekmek korkusunu da çağdaş bakım korkusunu da aynı süzgeçten geçirir. Süzgeç, kehaneti değil icadı esas alır. Esas alınan icat, 4,6 milyonluk stoku kısa sürede katlayacaktır. Katlanan stok nüfus cüzdanına yazılmasa bile hasılaya yazılır. Hasılaya yazılan güç, yaşlı toplumu ayakta tutabilir. Ayakta duran toplum, robotu vatandaş ilan etmek zorunda değildir ama onu yok sayma lüksüne de sahip değildir. Yok saymayan akıl, korkuyu politika, icadı ise çare yapar.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın